top of page
  • Yazarın fotoğrafıDursun Bulut

GENLERİMİZLE OYNADILAR!

1980 öncesi insanların değerleri vardı. Dolayısıyla o değerler toplum tarafından benimsenmişti.

1980 öncesi insanların değerleri vardı. Dolayısıyla o değerler toplum tarafından benimsenmişti. Örneğin: Dolandırıcılık ayıp, kötü ve insana yakışmayan bir davranış olarak görülürdü. Bir insanın hakkını gasp etme, hayat hakkı tanımama insanlık suçu olarak değerlendirilirdi. Hele mafyatik ayaklarla kendisinin hakkı olmayan bir şeye tevessül edenleri toplum dışlardı. Yalancılık, iftira atma iğrenç bir davranış olarak görülürdü.


Devletin gücünü kullanarak birini zengin etme, haketmediği halde milletin malını peşkeş çekme vatan hainliğiyle eşdeğerdi. Biz bu kültürle ve değerlerle yetiştik. 1975 yılıydı, ışıklar icinde yatsın Vahap Eren isimli bir devrimci ile tanışmıştım. Kağıthane belediyesinden çalışıyordu. Vahap Eren ismi geçince insanlar, mesai arkadaşları şöyle tarif ediyordu: Aramızda tek tük iş takip edenler oluyordu. Yaptıklarını gizliyorlarmış. Vahap Eren'ler duyarsa birdaha yüzlerine bakamazlarmış. Solculuk, devrimcilik pisliğe, rüşvete bulaşmamış insan olarak tarif edilir ve örnek alınırdı.


12 Eylül ile birlikte önce insanların değerleriyle oynadılar. Özal bunu şöyle tarif ediyordu: Benim memurum işini bilir. Evren, iş insanlarına uyduruk tabloları 100 bin dolarlara satıyordu. Bu arada bir tanede olumlu örnek vereyim: Zavallı bir SHP li bakan vardı, babası ölürken gazetelere Çocuk Esirgeme Kurumu kasasında oyuna getirilerek ilan vermişti. Birkaç gün sonrada kurulan tezgahın normal sonucu olarak deşifre edildi. Erdal İnönü "bu parayı borçlan getir" diyerek bakanının bu zavallılığını affetmemişti.


Oysaki, 20 sene sonra evlerinde kasalar dolusu dolarlar çıkan devletin en yetkilileri, komplo şamatalarıyla olayları kapatmış, ne bir savcı ne bir AKP'li milletvekili ortaya çıkıp bu bir rezalettir diyememişti. Milletin gözlerinin içine baka baka hırsızlıklarının üzerini kapatmışlardı. Yine bu iktidar döneminde yüzlerce milyar dolarları bulan ihale yolsuzlukları resmen devlet eliyle meşrulaştırılmıştı.

Yarın son günümüz. Türkiye halklarının önünde iki tercih duruyor.

Ya sandık başına gidip;

▪︎ Hırsızlıkları, talanı, kadınları yok sayanları, insanları yoksulluğa terkedenleri onaylayacaklar,


Ya da sandığa gidip;

▪︎ Demokrasiyi, özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü, adil olmayı, dürüstlüğü, kamu malını çalmayanları onaylayacaklar.


Ortası, grisi, başka rengi yok bu işin. O halde:


Demokrasi için,

Adalet için,

Gelecek için, sandığa gideceğiz ve

Kemal Kılıçdaroğlu'na oy vereceğiz.


3 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
bottom of page